Oyunun unutulduğu bir dünyada çocuk kalabilmek mümkün mü?
Oyun oynamanın özgürleştirdiği bir evrende gelişen hiç beklenmedik bir “anomali”, kısa sürede çocukları pençesine düşürecek bir karabasana dönüşür. Çatılardan havalanan rengârenk uçurtmaların, etrafa saçılan pastaların, gökyüzünü saran kahkaha bulutlarının yerini artık çığlıklar ve koşuşturmacalar almıştır. Çocuklar başta anomaliye inanmak istemeseler de arkadaşları Mu ve diğerlerinin teker teker ortadan kaybolması işin rengini değiştirir. Kasabanın yöneticisi Sukha’nın kılavuzluğunda arkadaşlarını aramaya çıkan kahramanımız ise kendisine yaklaşmakta olan değişim anomalisine direnmekte kararlıdır. Anomalinin izini sürerken kâh bir kurdun karnına kâh bir kelebeğin kozasına konuk olan genç kız bir yandan da kendi bedeninde ve zihnindeki keskin değişimlerle mücadele etmek zorundadır.
Özgün hikâyesi ve çarpıcı karakterleriyle öne çıkan Anomali, çocukluğun saf ve temiz dünyasını yüceltirken büyümenin kimi zaman büyülü bir yanılsamadan ibaret olabileceğini de gözler önüne seriyor.
“Oyun oynama isteği normaldir, koşulsuz ve daima.”
İçinizdeki kurbağanın sesine kulak verin!
İçimdeki Kurbağa, büyüme çağındaki çocukların duygularını tanımaları, anlamaları ve doğru yönetmeleri üzerine kıpır kıpır bir macera!
Turna'nın midesine “kazara” yerleşen kurbağadan kurtulmak için verdiği mücadeleyi konu edinen bu neşeli roman, akıllara zarar deney fikirleriyle okurların hayal gücünü esnetiyor.
Abisinin yaptığı tatsız şakadan bu yana Turna'nın içinde acayip şeyler dönüyor. Kimi zaman hoplayıp zıplayan, kimi zaman midesine oturan, kimi zamansa kalbine sarılıp yemek borusuna tırmanan davetsiz bir misafirle uğraşmak zorunda.
Turna, evcil hayvanını içinde büyütüyor!
Evet, yanlış duymadınız, Turna'nın içinde günden güne büyüyen bir kurbağa var: Kıpırdak!
“İnsan içinde hop edip duran bir canlıyla yaşar mı hiç?” demeyin sakın. Eğer mecbur kalırsa neden olmasın? Gerçi Turna'nın can dostu Sinan ne yapıp edip bu kurbağadan kurtulmaları gerektiğini düşünüyor. Üstelik bunun için de harika deney planları var. Hımm, acaba önce hangisini hayata geçirse? Karabiber deneyi başarılı olacak sanki... Peki, işin sonunda Turna içinde dört dönen Kıpırdak'tan kurtulabilecek mi dersiniz?
Kâh içimizde uçuşan kelebeklerle kâh nefesimizi sıkıştıran bir taşla bize işaret veren duygularımıza tercümanlık eden İçimdeki Kurbağa, önce kendimizle, sonrasında hayatın getirdikleri ve götürdükleriyle yüzleşmenin önemine vurgu yapıyor. Hem zaten ne demişler: “Hiçbir şey mideden kurbağa çıkarmak kadar zor değildir. Özellikle de içinde...”
Adaletin gücü “gigabaytlarla” ölçülemez!
1 GB Adalet, okurları çetrefilli bir bisiklet hırsızlığı davasının görüldüğü kalabalık bir duruşma salonuna davet ediyor; biri insan, diğeri ise insandan ayırt edilmesi imkânsız bir robot olan iki şüpheliyle baş başa bırakıyor.
Gelişen yapay zekâ teknolojilerinin gölgesinde giderek karmaşıklaşan insan-robot ilişkilerini farklı perspektiflerden ele alan roman, gerçekle kurmaca arasında gidip gelen satırlarında geleceğin dünyasına dair önemli varsayımlarda bulunuyor.
Kitap, insan ve “çocuk” hakları özelinde ceza ve adalet sistemi hususunda okuru derin sorgulamalara itiyor. Ayrıca sınıfsal farklılıklara bağlı olarak ortaya çıkan sosyal adaletsizlik ve hak ihlalleri gibi konulara temas etmeyi de ihmal etmiyor.
Distopik bir gelecekte, keskin hatlarla iki parçaya bölünmüş koskoca bir şehir: Güvenli sayılabilecek “yeşil” bölge ve kaderine terk edilmiş “turuncu” bölge. Bir uçta turuncu çizgilerin sınırında yaşam mücadelesi veren Ethem; öteki uçta ise Meto adında, reklam faaliyetleri için üretilmiş sosyal medya fenomeni bir robot. Ve şimdi, normal koşullarda ancak rüyalarda bir araya gelebilecek bu iki “çocuk” olağandışı bir hırsızlık davasının sanıkları olarak karşımızda!
Büyük yankı uyandıran böylesi bir davada yargı, tarafsızlığını koruyabilecek mi? Adaletin “gigabaytlarla” ölçüldüğü bir toplumsal düzende kim suçlanacak, kim aklanacak?
Gençleri suça sürükleyen faktörler üzerine düşündüren 1 GB Adalet, çocukların yargılanması ve cezalandırılması gibi konularda hem sağduyulu hem de gerçekçi bir anlatı sergiliyor.
Dikkat, bütün sırlarınız ifşa edilebilir!
Yasemin, telefonu kapattığında kalbinde ince bir sızı hissetmişti. Sınıf arkadaşı Ömür'ün annesi hiç beklenmedik bir şey istemiş ve karşılığında en ihtiyaç duyduğu şeyi teklif etmişti. Bir yanda hayalleri diğer yanda hayatın gerçekleri... Çaresizdi Yasemin ve çaresizliği başkaları için büyük bir fırsata dönüşmek üzereydi. İşin gerçek yüzünün farkında olsa da... Bir yanı gündüz öteki yanı gece olan incecik bir ipin üstünde yürümeye başlamıştı artık. “Aslında her şey Ömür'ün iyiliği için,” safsatasıyla vicdanının sesini susturmaya çalışırken dengesini kaybedip düşmesi an meselesiydi...
Okurları, paramparça bir şehrin turuncu-yeşil sokaklarında nefes kesici bir serüvene davet eden Dilge Güney, “ispiyoncu” olarak çıktığı yolda “piyon”a dönüşmemek için direnen Yasemin'in günlüğünden çarpıcı kesitler sunarken; özel hayatın mahremiyetine, mültecilik olgusuna, sosyal adaletsizliğe ve dev şirketlerin sonsuz çıkarları için ne denli acımasız olabileceğine de değiniyor.
Yazarın 1GB Adalet isimli romanıyla aynı evrende geçmesine rağmen bağımsız şekilde de okunabilen Piyon, parmak ısırtan kurgusunun ardında yapay zekâ ve etik üstüne hararetli tartışmaların ilk kıvılcımlarını da başlatıyor.
Ebeveynleriniz tüm sırlarınızı biliyorsa isPİYONlandınız demektir!
Zorbalığa direnen bir çift kulak!
Dilge Güney’in ince mizahıyla yoğrulan Kayıp Kulak Vakası, saç örgülerinin altında saklanan “büyük” bir sırrın peşine düşen absürt bir durum komedisi.
Zorbalığa uğrayan bir kız çocuğunun mücadelesini anlatan kitap; farklılıklarımızla varız ve güzeliz görüşünü savunuyor.
Alelacele okula çağrıldıklarında kızları Vivi’nin kulakları olmadığını öğrenen Zarafet Hanım ile Cazip Bey’i bir telaş alıyor ki sormayın. Mümkün değil! Hem zaten aksi bir durumu bunca yıldır fark etmezler miydi? Ne kadar dil dökseler de müdür yardımcısı ikna olacağa benzemiyor. Kurallara göre eğer Vivi’nin kulakları yoksa okuldan alınması şartmış! Kulaksız bir çocuk sorun yaratabilirmiş. Çözüm mü? Afili bir doktor raporu. Peki ya kahramanımızın kulakları gerçekten yerinde durmuyorsa?
Sanki başka bir gezegen burası.
Sadece komik şeyler var, hep gülünüyor ve göbek atılıyor.
Konfeti yerine barbunya kabukları uçuşuyor.
Çaydanlık, ipteki çamaşırlar, hatta ağaçlar bile dans ediyor.”
Işıl için yaz tatili denince akla ilk gelenler yıldız ağacı, gül yaprağı, kumdan kale ve suda takla. Ama bu yaz tatili diğerlerinden biraz farklı. Neden mi? Çünkü sahilde başlayan arkadaşlık hikâyesi, onu Düdüklü Tencere Orkestrası eşliğinde göbecik gezegenine götürüyor.
Dilge Güney, 2021 Muzaffer İzgü Çocuk Romanı Yarışması Birincilik Ödülü'ne değer görülen Düdüklü Tencere Orkestrası'nda bize incelikli, eğlenceli, kıpır kıpır bir arkadaşlık hikâyesi anlatıyor. Samimi ve mizahi diliyle bizi keyifli bir yolculuğa çıkaran Güney, önyargılarımız yüzünden açamadığımız kapıları açmaya davet ediyor.
Dilge Güney, 2021 Muzaffer İzgü Çocuk Romanı Yarışması Birincilik Ödülü'ne değer görülen Düdüklü Tencere Orkestrası'nda; Işıl, Gelincik ve Aliciğim'le arkadaşlığın kıpır kıpır neşesini, çocukluğun incelikli duygularla örülü enerjisini, farklılıkları yapıcı ve yaratıcı bir yaşam zenginliğinde birleştiren bir anlatıyla sergilemişti.
Işıl ve Gelincik, yeni bir yaz tatilinde tekrar kavuşmanın sevincini yaşıyorlar. Ellerinde tencere, ağızlarında düdük ve mızıkayla Düdüklü Tencere Orkestrası ,“göbecik gezegeni”ni şenlikli bir yazın müjdesiyle çınlatıyor. Ama, Aliciğim'in ailesinin taşınmış olmaları, evlerinin satışa çıkarılmış olması iki arkadaşın yüreğinde burukluk yaratıyor. Bu burukluk, hızla Aliciğim'in nerede olduğunu bulmanın araştırmasına, baş döndürücü bir serüvene dönüşecek arayışa bırakıyor yerini.
Bu serüvende, şaşırtıcı kişilik özelliklerine sahip Çipilgözler ailesiyle, Lokman Bey, Datlum teyze ve Osman'la tanışıyoruz. Gelincik'in keşfedilen yeteneği, tabletli dijital anneanne, mumya evin sırrı, altın bozdurma maceraları merak ve eğlenceyi doruğa taşıyor.
Dilge Güney'in mizahi dilinin doğallığıyla ve ince duyarlıklarla dokuduğu çocuk dünyasına dalmak için kulağınızda orkestranın dokuz sekizlik ezgileriyle çevirin sayfaları...
Yazmayı çok seven Anka'nın hayatı, ünlü yazar Biranda Sarin ile tanışmasıyla bambaşka bir yöne evrilir. Tesadüf gibi görünen bu karşılaşma, kısa sürede içten ve ilham dolu bir dostluğa dönüşür. Biranda'nın gizemli bir şekilde ortadan kaybolması ise, Anka'nın hem yazarın izini sürmesine hem de kendi iç dünyasını keşfetmesine kapı aralar. Bu arayış, onun için hem büyüleyici hem de dönüştürücü bir yolculuğun başlangıcı olur.
“Son Yelkovan”, gerçek ile hayalin iç içe geçtiği, büyüme sancıları, dostluk, kimlik arayışı ve hayal gücünün gücünü merkeze alan etkileyici bir roman. Anka'nın yolculuğu onu su altı bahçelerine, zamanın işlemediği diyarlara ve yelkovan kuşlarının ardına düşüren fantastik dünyalara taşır.
Bu büyülü serüven, yalnızca kaybolan bir yazarın peşindeki bir kızın hikâyesi değil, aynı zamanda büyümenin, kendini keşfetmenin ve güvenin hikâyesi. Anka'nın adım adım kendi kimliğini bulduğu, hayal gücünün sınırlarını zorladığı bu yolculukta okuyucu da onunla birlikte kendini yeniden keşfedecek.
“Toynak tıkırtısı, ağız şapırtısı, anırma, hıçkırık, diş gıcırtısı”
Hayvanat bahçesinin kapanmasıyla bir apartman dairesine taşınan zebradan gece boyunca çıkan seslerdir bunlar.
Alt kattaki çocuk bu seslerden uyuyamayınca üst komşusu zebranın kapısını çalar. Açılan kapı şahane bir dostluğun da başlangıcı olacaktır.
Çocuğun hem kendisi hem zebranın özlemi için bulduğu çözüm her ikisini de komik, duygulu ve dostluklarını pekiştiren maceralara sürükleyecektir.
"Kurallar karelere benzer. Dört kenarı eşittir, değişmez."
Marsel bir kapsülde belli kurallara uyarak yaşamakta; her gün kapsülün içindeki Altdünya’dan asansörle Üstdünya’ya çıkıp macera dolu oyunlar oynamaktadır. Hayatında Üstdünya'daki oyun arkadaşı Jaja’dan ve kapsülün yapay zekâsı E-ma'dan başka kimse yoktur. Altdünya’nın bahçesindeki çeşitli canlılarla ilgili araştırmalar yapabilen Marsel, kendi türüyle ilgili hiçbir şey bilmemektedir. Ta ki bir gün asansörün hiç açılmayan diğer kapısı açılana ve Marsel yıllardır içinde yaşadığı duvarların ardındaki gerçeği keşfedene dek.
E-MA Çocukları’nda okuru sanal gerçekliğin, yapay zekânın ve geleceğin bilinmez dünyasının içinde esrarengiz bir gezintiye davet ediyor.
Kendi sonumuza mı koşuyoruz yoksa başka dünyalara mı?
Dünya, yeryüzündeki yaşamı sona erdireceği söylenen Mavi Yıldız isimli kuyruklu yıldız haberiyle karışmıştır. Bir kısım insan gizlice Mars’a doğru yola çıkarken geri kalanlar panik hâlindedir. Mars yolcularından Sonsuz’un bindiği uzay gemisi Kauai-004’ün kalkışı son anda ertelenir. Babası Nuno ve gemideki diğer yolcularla birlikte Pahana’ya yerleşen Sonsuz, yapay zekâ ile yönetilen bu küçük yerleşim alanında Can’la tanışır ve Mavi Yıldız’ın peşine düşer. Acaba bu kuyruklu yıldız insanlığın sonunu getirecek bir felaket midir yoksa insanlık tarihinde açılacak yeni bir sayfa mı?
Mavi Yıldız, ancak distopik bir gelecekte yaşanabilecek olan insan-yapay zekâ ilişkisini şaşırtıcı bir kurgu ve soluk soluğa bir heyecanla harmanlayarak okuru sıra dışı bir serüvene tanık ediyor.
Duru, ablası İda’yı kütüphaneden çıkarken görünce çok şaşırır. İda okumayı sevmez ki! Öyleyse, neden belediyenin okuma yarışmasına katılıyor? Yarışma için okunması gereken pek çok kitap var. İda bunu göze aldığına göre, ucunda çok büyük bir ödül olmalı. Belki de bu ödül, dünyanın bütün bilgisayar oyunlarıdır! Duru, ablasına yardım etmek istiyor. Ama daha ikinci sınıfa gittiği için çok kalın kitaplar okuyamıyor. Neyse ki evde kitaplar dünyasının sihirli kapısını açabilen biri var: TİKKA!
Dilge Güney kitap sevgisi, kardeşlik, okul, rekabet, arkadaşlık ve aile ilişkileri üzerine güzel sözler söylüyor; keyifli bir anlatım, akan bir kurgu ve ezberbozan bir yaklaşımla...
Annesinin oyun oynamayı bilmediğini düşünen Ze, onun çocukluğunu aramaya karar verir. Evin her yerinde annesinin çocukluğunu aramaya başlar. Ze’nin arayışı süresince kendisine Zürafa Hanım da eşlik eder. Acaba Ze, sonunda annesini bulabilecek mi?
Bir insanın çocukluğu kendisinden ne kadar uzağa gitmiş olabilir?
Güneş’in, gökdelenlerin arasında bir türlü uçamayan uçurtması sonunda uçtuğunda onu esrarengiz bir yolculuğa çıkarır. Ancak uçurtma gökyüzünde süzülürken bir anda gözden kaybolur. Acaba Güneş’in uçurtması nereye uçmuş olabilir?
Daha önce çocukları Peri Bacaları’nda sihirli bir yolculuğa çıkaran Dilge Güney bu kez Mardin’in labirent gibi sokaklarında heyecanlı bir arayışın peşine düşürüyor okurlarını.
Beste Örge Sağlam ince ince işlediği muhteşem resimleriyle görsel bir şölen eşliğinde sunuyor bu güzel şehri. Ülkemizin kültürel zenginliğini, dostluğun, arkadaşlığın ve çeşitliliğin güzelliğini sımsıcak bir öyküyle anlatıyor “Güneş’in Uçurtması Uçtuğunda”.
Ravi Logosya’da yaşamaktadır.Akana adlı bir haberci; mitlerin, efsanelerin, masalların yaşandığı Mitosya’nın tehlikede olduğunu haber verir.
Ravi, Nev ve Tuğrul Öğretmen ellerindeki haritayı izleyerek Mitosya’yı kutarabilecek midir?
Bu İdil’in hikâyesi…
İdil ikinci sınıfa gidiyor. Ama hiç arkadaşı yok. Oya’yla Sedef, onu yalnızca üçüncü kişiye ihtiyaçları olunca çağırıyor. Arkadaşı olmamasına çok üzülen İdil, bir gün okul bahçesinde mavi bir çocuk görüyor. Evet, mavi…
Bakalım İdil bundan sonra nasıl maceralar yaşayacak? Arkadaş bulabilecek mi? Ona katılmaya hazır mısın?
Muti, Patenya Ormanının kıyısındaki Ripyat kasabasında annesiyle birlikte yaşıyor. Üstelik Muti’nin sihirli güçleri var. Bu güçleriyle ormanı tehlikelerden koruyabilecek midir?
Muti’yle beraber ormandaki canlıları tanımaya, maceralara atılmaya hazır mısın?
Peribacasının içinde ne olduğunu çok merak eden Maya, Şubinnu ile tanışır. Birlikte peribacalarını dolaşmaya başlayan iki arkadaş, maceralar yaşamaya başlıyor.
Acaba peribacalarının içinde ne var?